Dinler TarihiTarih

Hristiyanlığın Yayılışına Roma’nın Karşılığı

Hristiyanlığın Yayılışı

[ad_1]

Kudüs’teki bir Yahudi mezhebi, M.S. 1. yüzyılda muallimleri Nasıralı İsa’nın, İsrail’in ‘Mesih’i olduğunu öne sürdü. ‘Mesih’, ‘mesh edilmiş olan’ veya Tanrının dünyaya adaleti getirmek için insanlık tarihine müdahale edeceği zaman İsrail’in Tanrısı tarafından liderlik etmesi için seçilen kişi anlamına geliyordu. İsa yaklaşık olarak M.S. 30 yılında, Roma’nın olmayan bir krallık bildirdiği için Romalı vali Pontius Pilatus tarafından çarmıhta cezalandırıldı. Ölümünden kısa bir süre sonra İsa’nın takipçileri, onun ölümden dirildiğini ve şimdi cennette Tanrının sağ yanında olduğunu iddia ettiler. İsa Mesih’in öğretilerini takip edenler de onun gibi ölümden sonra dirilişi hak edeceklerdi.

Bu mesaj (krallığın ‘müjdesi’(incil)) İsa Mesih’in takipçileri tarafından Doğu Roma İmparatorluğu şehirlerine ve ötesine yayıldı. İlk baştaki tepki bir şok ve kafa karışıklığıydı çünkü hikâyenin kahramanı sadece ölmemiş, çarmıha gerilerek ölmüştü. Bu, Roma’nın vatana ihanet suçuna karşılık bir cezasıydı. Pavlus bunun ne kadar radikal olduğunu “haç skandalına” (1 Korintliler 1:23) atıfta bulunarak kabul etti.

The Growth of Christianity in the Roman Empire

Roma İmparatorluğu’nda Hristiyanlığın Gelişimi

Simeon Netchev (CC BY-NC-SA)

Misyonerler seyahatleri boyunca harekete katılmak isteyen ‘Yahudi olmayanlarla’ karşılaştılar. Havariler ‘Yahudi olmayanların’ harekete katılmak için Yahudi olmak zorunda olmadıklarına karar kıldılar ve Yahudi olan takipçilerin sayısı hızla aşıldı. Bununla beraber, ‘Yahudi olmayanlar’, kişinin dininin hayatı yaşama biçimi ve tanrılar tarafından aktarılan ata gelenekleri olduğu şeklindeki asırlık kavramı alt üst eden putperestliğe son vermek zorunda kaldılar. Kişinin bağlılığının yeni bir gruba geçmesi, sadece hayat tarzı değişikliğini değil aynı zamanda çoğu zaman ailelerin bölünmesini de gerektiriyordu. Pavlus’un mektupları ve Elçilerin İşleri’ndeki kanıtlara istinaden, bu tür bir öğreti iç karışıklıklara yol açtı ve 1. yüzyılın sonunda Roma bu öğreti yüzünden bu insanlara zulmetmeye ve onları infaz etmeye başladı.

Kahraman Kültleri & İmparator Kültü

Bazen yarı insan, yarı ilahi olan; Herkül gibi hayatlarında büyük işler başarmış olan Yunan kahramanlarının ölümlerinden sonra Tanrılar arasında ya da Hades’teki Elysion çayırlarında olduklarına inanılıyordu. Bu süreç apotheosis (‘tanrılaştırmak’) olarak biliniyordu. Birkaç şehir, insanların dua etmek için hac yaptıkları bu kahramanların mezarlarına sahip olduğunu bildirdi. Bu yerleşimler, patron/müşteri ilişkilerinin sosyal yönünü ve sosyal sınıflar arasındaki yükümlülükleri içeriyordu. Kahramanlar, toplulukların yararına tanrıların sarayında arabulucu olarak hizmet edebilirlerdi, dolayısıyla onlar himaye eden, patron tanrı ve tanrıçalardı. Romalılar ilk olarak bu fikri İkinci Pön Savaşı’nda (M.S. 218-201) Hannibal’ı yenen Scipio Africanus’un mezarında ödünç aldılar.

NERON HRİSTİYANLARA ZULMEDEN İLK ROMA İMPARATORU OLARAK ÜNLENDİ.

İmparatorluk kültü, M.Ö. 44’te Jül Sezar’ın suikastından sonra; halkın ‘Forum’da cesedi yaktıkları yere hediyeler bırakmasıyla ortaya çıktı. Jül meşru bir oğlu olmadan öldü ve büyük yeğeni Octavian’ı evlatlığı, yasal varisi ve gelecekteki Augustus (M.Ö. 27-MS 14 arası hükümdar) olarak seçti. Cenaze oyunları sırasında şehrin üzerinde bir kuyruklu yıldız görünmesiyle, halk ve Agustus bunu Sezar’ın artık yaşayan bir tanrı olduğunun bir işareti olarak ilan ettiler. Roma Senatosu, artık bir tanrının oğlu olan Augustus’un da yararına olan resmi bir tarikata göz yumdu. Bu andan itibaren, çoğu Roma imparatoru öldükten sonra tanrılaştırıldı.

Aktium Muharabesi’nden ve M.Ö. 31’deki iç savaşların son bulmasından sonra doğudaki müvekkil-krallar, Augustus’tan tapınaklar inşa etmelerine ve ona tapınmalarına izin vermesi için talepte bulundular. Augustus bu tapınakların mali ve propaganda avantajını fark etti ve bu sebeple izin verdi. Bunlar, insanların Roma İmparatorluğu’nun ve ilk ailenin refahı için Tanrıça Roma’ya dua edebilecekleri tapınaklar olacaktı.

Büyük Roma Yangını & Yahudi Ayaklanması

Neron (M.S. 54-68 arası hükümdar), Hristiyanlara zulmeden ilk Roma imparatoru olarak ünlendi. M.S. 64 yılında Roma’da yıkıcı bir yangın çıkarmakla suçlandığında şüpheleri yatıştırmak için Hristiyanları suçladı. Onları tutukladı ve evsiz yoksulları, Hristiyanların işkence gördüğü, çarmıha gerildiği bir ziyafet ve gösteriye davet etti. Bu, Petrus’un bir çarmıhta baş aşağı bir şekilde öldüğünün iddia edildiği zamandır. Vatikan Tepesi, daha sonraları Aziz Petrus Bazilikası haline gelse de bu olaylar için bir görgü tanığı ifadesi bulunmadığı için hikâye tartışmalıdır. En eski kaynak Roma’lı bir tarihçi olan Tacitus’un (M.S. 56-120) yaklaşık olarak M.S. 110 civarındaki yazısıdır. Neron bunu yaptıysa dahi tek başınaydı, Hristiyanlarla ilgili resmi bir politika yoktu.

The Crucifixion of Saint Peter by Caravaggio

Aziz Petrus’un Çarmıha Gerilişi, Caravaggio

Caravaggio (Public Domain)

M.S. 66 yılında Yahudiler Roma İmparatorluğu’na karşı ayaklandığında Neron, olayla ilgilenmesi için gelecekte imparator olacak olan Vespasian’ı (M.S. 69-79 arası hükümdar) gönderdi. Neron M.S. 68’de intihar ettiğinde Vespasian Celile bölgesinde savaşıyordu. Bunu, Dört İmparator Yılı (M.S. 69) olarak da bilinen çalkantılı bir dönem izledi ve Vespasian galip çıktığında, ayaklanmayı oğlu Titus’un sorumluluğuna bıraktı. M.S. 70 yılında Titus (M.S. 79-81 arası hükümdar) Kudüs’ü kuşattı ve Yahudilerin Kudüs Tapınağını yerle bir etti. Yahudiler geleneksel olarak Kudüs Tapınağının bakımı için bağışta bulunuyorlardı; bu miktar artık savaş tazminatı olarak Roma’ya gönderecekleri bir Yahudi vergisi olacaktı.

Ateizm Suçu

Vespasian’ın ikinci oğlu Domitian (M.S. 81-96 arası hükümdar), genelde imparatorların öldürülmesine sebep olan tüm eski politikaları yeniledi. Hızla hazineyi gözden geçiren Domitian, babasının toplamayı ihmal ettiği Yahudi vergisini hatırladı. Domitian hemen, ödeme yapacak Yahudileri bulmaları için konutları arayacak Praetorian Muhafizlarını görevlendirdi. Büyük ihtimalle Roma, işte o zaman, Yahudi tanrısını izleyen ancak Yahudi olmayan veya Roma dinini, babalarının geleneklerini takip etmeyen insanların varlığının resmen farkına vardı.

DEVLET KÜLTLERİNE SAYGI DUYMAMAK, ROMA İMPARATORLUĞUNUN GELİŞMESİNİ İSTEMEDİĞİNİZ ANLAMINA GELİYORDU. ATEİZM İHANETLE EŞDEĞERDİ VE CEZASI ÖLÜMDÜ.

Domitian, kendisine ‘Rab ve Tanrı’ olarak hitap edilmesinde ısrar etti ve İmparatorluktaki herkesin imparatorluk kültü tapınaklarında nakit para şeklinde bağışta bulunarak ibadet etmesini emretti. Lakin Hristiyanlar bu emre itaat etmeyi reddetti ve sonuç olarak ateizm ile suçlandılar. Ateizm, tanrılara inanmamak anlamına geldiği gibi aynı zamanda devlete karşı da sivil bir suçtu. Devlet kültlerine saygı duymamak Roma İmparatorluğunun refahını istemediğiniz anlamına geliyordu. Tanrıları bu şekilde kızdırmak doğal felaketleri ve savaşı getirebilirdi, bu sebeple vatana ihanetle eşdeğer sayılan ateizmin cezası ölümdü. Hristiyanların arenalarda idam edilmesi böyle ve bu sebeple gerçekleşti. Doğudaki lejyonları arasındaki Yahudi paralı askerlere bir ödül olarak Yahudiler, Jül Sezar (M.Ö. 100-44) tarafından devlet kültlerinden muaf tutulmuştu.

İkinci bir suçlama Roma’nın collegia olarak bilinen sivil/dini topluluklarına yönelikti. Bunlar ortak çıkarlar veya ticaret becerilerini paylaşan topluluklardı. Üyeler, bir tanrı veya tanrıçanın himayesinde ortak bir yemek için bir araya gelirlerdi lakin bu toplulukların devlet yönetiminde izin alması gerekiyordu. Hristiyanların toplanmak için izinleri yoktu ve bu sebeple Hristiyanlık yasadışı bir dindi.

Bir Hristiyan duruşmasına dair ilk kanıt M.S. 110 civarlarında Bithynia eyaletinin valisi olan Genç Plinius’tan (M.S. 61-112) geliyor. İmparator Trajan’a yazdığı bir mektupta; bazı Hristiyanlar tutuklandıktan sonra tanrı heykelleri ve bir imparator büstü getirildiğini, yemin ederken bir tutam tütsü atmayı reddedenlerin idam edildiğini rapor ediyor. Trajan, eğer Hristiyanlar açıkça sisteme meydan okursa tutuklanmaları, lakin avlanmamaları gerektiği cevabını verdi.

Krizler ve Roma Zulmü

Geleneksel Hristiyanlık tarihi (ve Katolik ayinleri de) binlerce Hristiyan şehidini listeler. Bu iddia için çok az tarihsel kanıt mevcut; 300 yılda belki sadece yedi veya sekiz defa ve sadece taşrada zulüm olduğuna dair kanıtımız mevcut. Öyle olsa dahi sadece bir elin parmakları kadar isme sahibiz. Çünkü zulüm doğrudan bir krizle ilişkiliydi. Kıtlık, kuraklık, depremler, veba ve istilacı ordular tanrının gazabı olarak yorumlanmıştı. Çoğunlukla, Hristiyanlara müsamaha gösterilmişti. Bir günah keçisi bulunması sadece kriz dönemlerinde gerekliydi; tanrıları kızdıran bu Hristiyanlardı. Herkes Hristiyanların nerede -kalabalık evlerde ve şehirlerde- yaşadığını biliyordu; birçok dini bayram sırasında evde kalmalarıyla dikkat çekiyorlardı ve kriz döneminde kolayca tutuklandılar.

En büyük iki zulüm dönemi Decius (M.S. 249-251 arası hükümdar) ve Diocletianus’un (M.S. 284-305 arası hükümdar) hükümdarlığı sırasında yaşandı. M.S. 250’de İmparatorluk çok sayıda felaket yaşadı: enflasyon, kıtlık, işgalci ordular ve veba. Decius, herkesin imparatorluk tapınaklarına gitmesi ve tanrıları yatıştırması gerektiğini bildiren bir ferman yayınladı. Ayrıca, insanların orada bulunduklarına dair bir makbuz almaları gerekiyordu. Hristiyanların bu fermanın gereklerini yapmayı reddetmesi üzerine bir makbuz karaborsası ortaya çıktı.

Decius (Facial Reconstruction)

Decius (Yüz Canlandırması)

Daniel Voshart (Copyright)

Decius’un hükümdarlığından sonra zulüm bir süreliğine durakladı. Ancak, Üçüncü Yüzyıl Krizi ekonomik ve askeri istikrarsızlığı da beraberinde getirdi. Taht için sürekli rekabet halinde olan 25 ‘kışla imparatorundan’ sadece üçü yataklarında öldü. Bu kısa hükümdarlık süreleri boyunca bazıları, onları sadece Roma ordusuna katarak Hristiyanlığın yasallaşması yönünde cesur bir adım attı. Bazı hristiyanların lejyonlara katıldığını biliyoruz lakin çoğu bunu kabul etmedi. Şehirlerin yönetici ve patronları savaş için uzaktayken Hristiyanlar şehirlerin makamlarını devraldılar. Yiyecek ve giyecek yardımları ve ilk hastaneler sayesinde bu Hristiyanlar toplum arasında popüler hale geldiler.

Diocletianus, M.S. 284’te İmparatorluğu yeniden kurma işine girişti. M.S. 302’deki bir kurban töreni sırasında bir rahip hayvanların korkunç iç organlarını gördü. Diocletianus, Hristiyanları suçladı ve tutuklanmalarını emretti, ayrıca kutsal yazılarının yakılmasını emretti. Bu olay ‘Büyük Zulüm (ve Son)’ olarak bilinmeye başladı. Diocletianus’un benzeri görülmemiş emekliliği üzerine bazı kişiler İmparatorluk gücü için savaştı. Batıda I. Konstantin (M.S. 306-337 arası hükümdar) Roma’daki Milvian Köprüsü’nde Maxentius’u başarıyla mağlup etti ve sonrasında savaşı Hristiyan tanrısı sayesinde kazandığını ve Hristiyan olduğunu bildirdi. M.S. 313’te Milano Fermanı’nın yayımlanmasıyla Hristiyanlık Roma İmparatorluğu’nda yasal bir din haline geldi.

Arenalar

Roma’nın hüküm giymiş suçlular için bir kurumu bulunmuyordu, belirli bir gözaltı süresi veya ömür boyun hapis cezası yoktu. Her şehirde, bir sonraki yargıç gelene kadar hüküm giymiş mahkumlar için hücreler vardı ve cezalar sınıflara göre belirleniyordu. Cinayet veya ihanet suçlaması olan üst sınıfa mensup kişilerin başları kesiliyor, alt sınıfa mensup olanlar ise bir propaganda aracı olan ve Roma hukuku ve düzeninin kamuya gösterilmesini sağlayan arenalarda idam ediliyordu.

Bu, Venatio (bestiarii tarafından yönetilen, yani ‘canavar adamlar’) bir eğlence biçimiydi. Roma, arenaları gerçekten kum ve palmiye ağaçlarıyla dönüştürdü ve bestiarii aslan, panter, ayı gibi vahşi hayvanların yakalanmasını yeniden canlandırıyordu. Bu hayvanlar aynı zamanda devletin celladı olarak kullanıldı. Bazı mahkumlar ava katılmaya zorlandı ancak çoğu zaman bir kazığı bağlandılar ve hayvan tarafından parçalandılar.

A Christian Dirce

Hristiyan Dirce

Franciszek Stolot (CC BY-SA)

Yaygın kanının aksine gladyatörler, arenalarda Hristiyanlarla dövüşmediler. Gladyatör oyunları, yerli Etrüsk uygarlığından kaynaklanan cenaze oyunlarıydı. İki köle ölümüne dövüşür ve kaybeden, öteki dünyada efendisine eşlik ederdi. Roma bu fikri gladyatör okullarıyla bir endüstriye çevirdi. Gladyatörler bazen özel bir cenaze töreninde, yani munera’da ölümüne dövüşürlerdi ama bu çok nadirdi. Gladyatör yetiştirmek pahalıydı ve kimse onları alelade suçlulara harcamıyordu. Ayrıca, iyi bir sportmenlik açısından eğitimsiz bir mahkûma karşı bir gladyatör zayıf bir performans sergiliyordu.

Eleştiriler

Ne yazık ki, antik dünyanın edebiyatı üst sınıf eğitimli insanlardan geldiği için ortalama ve alt sınıf Yunan veya Romalıların yeni hareketle ilgili ne düşündüğüne dair bir fikrimiz yok. Ancak eğitimli elit kesim içerisinde Hristiyanlara yönelik bir eleştiri vardı. Hristiyan metinlerini okumuş ve Hristiyanlarla görüşmüş iki M.S. 2. yüzyıl filozofu harekete karşı incelemeler yazmıştır. The True World’de Celsus İsa’yı toplumu etkilemek için sihir kullanan sıradan bir üçkağıtçı olarak tasvir etti. Hristiyanların geleneksel sosyal ve dini gelenekleri alt üst eden alternatif bir yaşam tarzı öğrettikleri için tehlikeli oldukları konusunda uyardı.

MS 2. YÜZYILDAN İTİBAREN HRİSTİYAN PİSKOPOSLAR hRİSTİYANLARA KARŞI ELEŞTİRİLERE YANITLAR YAZDI VE BU YANITLAR NİHAYETINDE HRİSTİYAN TEOLOJİSİNİ ŞEKİLLENDİRDİ.

M.S 2. yüzyılda imparatorluk ailesine hizmet eden bir doktor olan Galen, sağlıklı Hristiyan uygulamalarına (yiyecek ve içeceklerde ölçülü olmak ve cinsel iştahın dizginlenmesi) çok övgüde bulundu, ancak aynı zamanda özellikle Yaratılış hikayesi başta olmak üzere mantık eleştirilerinde bulundu. Galen, öncesinde hiçbir madde olmadan yaratmanın imkânsız olduğunu iddia etti (“Creatio ex nihilo” veya “yoktan yaratılış” olarak bilinen ve Galen’e karşı olan Hristiyan doktrini buradan kaynaklanmaktadır). M.S. 2. yüzyıldan itibaren Hristiyan piskoposlar bu tür eleştirilere yanıtlar yazdı ve bu yanıtlar nihayetinde Hristiyan teolojisini şekillendirdi.

Minucius Felix’e ait (yaklaşık M.S. 197) Octavius olarak bilinen başka bir metin, sıklıkla Hristiyanlığa karşı standart bir polemik sanılır. Bu, iki arkadaş arasında geçen ve insanların Hristiyanlar hakkında ne düşündüğünü tartışan bir diyalogdur. Bu metin, Hristiyanlığa kabul töreninde adayın, un içerisinde gizlenmiş Hristiyan olmayan bir bebeği öldürmesini ve törenin sonunda eğitimli köpeklerin lambaları indirmesiyle herkes bir seks partisi içerisinde en yakın komşusunu el yordamıyla okşadığı şeklindeki artık kötü şöhretli suçlamaları içeriyor. Ancak bu metin bir Hristiyan tarafından, büyük ihtimalle bir hiciv olarak yazılmıştır.

Şehitlik Kavramı ve Azizler Kültü

M.Ö. 167’de Yahudiler, Yahudi geleneklerini yasaklayan IV. Antiochos Epifanes’in Yunan yönetimine karşı isyan ettiler. 2. Makabeler’de, mağdurlara işkence yapılırken onlar son konuşmalarını yaptılar. Tanrı onları “dirilteceği” (Yunanca: ‘anatasis’) için hayatlarını gönüllü olarak feda ettiler ve ‘martyr’ (şehit) terimi ortaya çıktı (Yunanca’da: ‘tanık’). Şehitliğin ödülü, Tanrı’nın cennetteki varlığına anında kavuşmaktı. Hıristiyanlar bu kavramı inancı uğruna ölen herkes için benimsediler.

Yüzyıllar boyunca şehitler menkıbeleri, şehitlerin acılarının ve ölümlerinin hikayeleri ortaya çıktı. Bu şablon İsa Mesih’in çilelerinden alındı. Roma hükümeti nemli, karanlık ve farelerle dolu gözaltı hücrelerine hiçbir hizmet sağlamadı. Açlık vücutlarında fizyolojik değişimlere yol açtı, mahkûm zamanını yaklaşmakta olan ölümü düşünerek geçirdi ve bu, vizyonlara sebep oldu. Vizyonların çoğu, topluluklardaki güncel anlaşmazlıkları çözmenin geçerli yolları olarak işlev gördü. Ayrıca, şehitler menkıbeleri bu şehitlerin mucizelerine dair detaylar da veriyordu. Kesilen uzuvların yeniden büyüdüğü, kör edildikten sonra görme yeteneğinin geri kazanıldığı ve Roma kanunları bir bakirenin idam edilmesine izin vermediği için idam edilmeden önce tecavüze uğraması gereken bakire şehitlerin hikayeleri var. Bu hikayelerde gardiyanlar rol almazdı ki kurban ölümüne giderken dokunulmamış olarak kalsın.

Miracle of St. Mark by Tintoretto

Kölenin Mucizesi, Tintoretto

Didier Descouens (CC BY-SA)

Konstantin’in din değiştirerek Hristiyan olmasından sonra geleneksel şehitlik ihtimalleri azaldı. Hristiyanlığın artık yasal bir din haline gelmesiyle kiliseler inşa edilmeye başlandı ve başlangıçta kamu salonları olan belediye bazilikaları devralındı. M.S. 380’lerde Milano piskoposu Ambrose, bu kutsal alanları yaratma problemini iki yaşlı asker şehidinin iskeletlerini çıkarıp yeni kilisesinin duvarlarına yerleştirerek çözdü. Bu dönem Azizler kültünün yükselişi başlattı. Himaye eden, patron tanrılar ve kahramanlar kavramını ödünç alan şehit mezarları, gökle yerin kesişim noktası haline geldi. Hacılar, patron/müşteri ilişkisiyle aynı konsepte dayanarak, Katolik geleneğinin koruyucu azizlerini yaratarak, kendi açılarından şefaat için dua etmek üzere seyahat ederlerdi.

Bu sistemin bir yeniliği kutsal emanetlere tapınmaktı. Kemikler (ve çeşitli vücut parçaları) artık mucizevi tedavileri kolaylaştırabilecek kutsal nesneler olarak addediliyordu. Bu yenilik, cesetlerin kirletilmesi kavramını ihlal etmesi nedeniyle hem Yahudileri hem de Yahudi olmayanları bir kez daha şok etti. Bununla birlikte, Orta Çağ’da kutsal emanetlerin ticareti (çoğu sahte) o kadar acayip bir hal aldı ki Protestan Reformu sırasında Martin Luther’in Vatikan’a karşı yaptığı reformlarla ortadan kaldırıldı.

Sonuç

Hristiyanlığın yayılışı ve Orta Çağ Avrupa’sında nihai zaferi günümüzde tarihçilerin önemli bir ilgi alanı. Geleneksel görüş, Hristiyanlığın manevi açıdan yoksun bir dünyaya ahlak ve teselli sistemi sunduğu yönündeydi. Aşikâr ki bu doğru değil; eski toplumlar da Hristiyanlar kadar dindar ve maneviyatı yüksekti. Hristiyanlık bu kültürü özümsedi ancak yeni anlamlar yaratan benzersiz yenilikler ekledi ve ölümden sonraki yaşam konusunda kesinliğin olmadığı bir dünyada bireye cennetin teminatını sağladı. Büyük Konstantin din değiştirdiğinde kaç kişi politik değişim rüzgârlarını hayatta kalmanın ve ilerlemenin pratik bir yolu olarak gördü?

[ad_2]
Kaynak

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu